İslam Toplumunun Oluşumu: Mescid-i Nebevi ve Muahat
Mescid-i Nebevi'nin İnşası
Hz. Peygamber Medine'ye ulaştığında kendisini misafir etmek için yarışan Müslümanları kırmamak maksadıyla devesini serbest bırakarak onun çöktüğü yere en yakın evde misafir olacağını söyledi. Buna uygun olarak Ebu Eyyüb Ensari'nin evine yerleşen Allah Resulü, daha sonra Mescid-i Nebevi'nin inşasını başlattı. Sade bir yapıda inşa edilen mescit yaklaşık yedi ayda tamamlandı.
Mescid-i Nebevi, ibadet mekanı olmasının yanında idari ve toplumsal açıdan birçok işleve sahipti. Okuma yazma ve Kur'an-ı Kerim dersleri verilen mescitte Hz. Peygamber, zaman zaman ashabı ile bir araya gelip onların sorularını yanıtlıyordu. Devlet yönetimiyle alakalı meselelerin de konuşulduğu Mescid-i Nebevi aynı zamanda yabancı elçilerin kabul edildiği idari bir merkez konumundaydı.
Ashabısuffe
Mescid-i Nebevi'nin arka tarafına yoksul, kimsesiz ya da bekar sahabilerin kalabilmesi için bir barınma alanı yapıldı. Arapçada gölgelik anlamına gelen suffe kelimesine atıfla burada kalanlara Ashabısuffe dendi. Maddi ihtiyaçları Hz. Peygamber ve zengin Müslümanlar tarafından karşılanan Ashabısuffe, İslam'ı öğrenme yolunda Allah Resulü'nün yanından ayrılmamaya özen gösteriyordu. Suffe ashabı, İslami birçok ilmin ortaya çıkışı ve gelişiminde doğrudan etkili olmuştur.
Muahat (Muhacir-Ensar Kardeşliği)
Hz. Peygamber, sağlam bir toplum yapısı kurmak için Hicret'ten hemen sonra Evs ve Hazreclilerden oluşan ensarla Mekkeli muhacirleri kaynaştıracak uygulamaları hayata geçirdi. Her iki kesimden kırk beşer kişiyi bir araya getirerek Allah için ikişer ikişer kardeş olunuz. buyurdu. Muahat denilen bu uygulama gereği ensar, kardeş ilan edildiği muhacirle evini ve kazancını paylaşmış böylece muhacirlerin barınma sorunu geçici olarak çözülmüştür.
Muahat uygulaması, toplumda yerleşik haldeki kabilecilik anlayışının yerine ümmet bilincinin ikame edilmesi yolunda önemli bir adım olmuştur.
Önemli: Muahat uygulaması ensarın sorumluluklarını belirlediği gibi muhacirlerin yardımlar karşısında mahcubiyet hissetmesinin de önüne geçti. Zira muahat sebebiyle alınan her türlü yardım, kardeşliğin bir gereği ve resmen duyurulmuş bir hak olarak kabul edildi.
Örnek: Ensardan Sad bin Rebi, kendisiyle kardeş ilan edilen Abdurrahman bin Avf'a, Mallarımın yarısını sana veriyorum. dediğinde Abdurrahman bin Avf ona şöyle karşılık vermişti: Allah, malını sana bereketli kılsın. Sen bana Medine çarşısının yolunu göster, kafi!