Hz. Peygamber'in Hastalık Süreci ve Vefatı

Hastalık Süreci

Veda Haccı esnasında Hz. Peygamber'in artık görevini tamamladığına ve bu dünyadan ayrılacağına dair bazı emareler görülmeye başlanmıştı. Zira Hz. Peygamber; Cebrail (as) ile her yıl yaptığı Kur'an mukabelesini o senenin ramazan ayında ikiye, on gün olan itikaf süresini de yirmi güne çıkarmıştı. Vefatına yakın dönemde ise Baki Kabristanı ile Uhud Şehitliği'ne ziyaretleri artırmış, istiğfarı çoğaltmıştı.

Veda Haccı dönüşünde hastalanan Allah Resulü ömrünün son günlerine kadar devlet işlerini yürütmeye, Mescid-i Nebevi'de namazları kıldırmaya, minbere çıkıp ikaz ve nasihatlerde bulunmaya devam etti. Diğer taraftan ashabını da yokluğuna hazırlamak ister gibiydi.

Allah Resulü'nün şiddetli baş ağrısı ve yüksek ateş şeklinde seyreden hastalığı yaklaşık iki hafta sürdü. Bu süreci Hz. Aişe'nin yanında tamamlamayı tercih eden Peygamber Efendimiz, son üç güne girildiğinde artık mescide çıkamayacak duruma gelmişti. Bunun üzerine namazları Ebu Bekir'in (ra) kıldırmasını istedi. Hz. Ebu Bekir bu talep doğrultusunda Mescid-i Nebevi'de Müslümanlara toplam on yedi vakit namaz kıldırmıştır.

Vefatı

Hz. Peygamber vefat ettiği günün sabahında kendini iyi hissettiği için mescide çıkmıştı. Hâl ve tavırlarındaki canlılığı gören sahabiler onun iyileştiğini düşünüp rahatladılar. Ancak gün içinde Allah Resulü'nün durumu gittikçe ağırlaştı. Hz. Aişe'nin yanında ömrünün son anlarını yaşamakta olan Peygamberimiz yine de kölelere iyi davranılmasını, namaza devam edilmesini tavsiye etmekten geri durmuyordu. Çok geçmeden bakışları semada olduğu halde Allah'ım, beni affet ve en yüce dost ile beraber kıl. duasını ederek fani dünyadan ayrıldı.

Vefat Sonrası

Hz. Peygamber'in vefat haberinin duyulması üzerine herkes büyük bir üzüntü ve şaşkınlık yaşadı. Öyle ki başta Hz. Ömer olmak üzere bazı Müslümanlar Peygamberimizin öldüğünü kabul etmek istemediler. Durumu haber alan Ebu Bekir (ra) hemen geri dönerek doğruca Resulullah'ın yanına gitti. Üzeri Yemen işi çizgili bir örtüyle örtülmüş olan dostunun yüzünü açtı ve mahzun bir şekilde Ölümünde de sağlığında da ne kadar güzelsin! diyerek onu alnından öptü.

Hz. Ebu Bekir daha sonra kızı Aişe'nin (ra) odasından çıkarak büyük bir şaşkınlık yaşayan Müslümanların yanına gitti. Önce Resulullah'ın ölmediğini söylemeye devam eden Ömer'i (ra) susturdu. Ardından da orada bulunanlara Ey insanlar! Kim Muhammed'e kulluk ediyorsa bilsin ki şüphesiz Muhammed ölmüştür. Kim de Allah'a kulluk ediyorsa bilsin ki O, diri ve ölümsüzdür. dedikten sonra ayetleri okudu.

632 yılında altmış üç yaşında iken vefat eden Hz. Peygamber'in cenaze işlemleriyle geleneklere uygun şekilde akrabaları ilgilendi. Ehlibeyt'i tarafından yıkanıp kefenlendikten sonra Hz. Peygamber'in naaşı vefat ettiği yerde bir divanın üzerine konuldu. Ardından erkek, kadın ve çocuklar gruplar halinde onun bulunduğu odaya alındı. Hz. Peygamber'in nereye defnedileceği hususunda Ebu Bekir'in (ra) teklifi kabul gördü. Bu sebeple Allah Resulü, vefat ettiği yer olan Hz. Aişe'nin odasına defnedildi.

Önemli: Hz. Peygamber'in defnedilmesinden sonra Hz. Aişe'nin odası önem kazanmış ve hücreisaadet ismiyle anılmıştır. Resulullah'ın eviyle minberi arasının cennet bahçelerinden bir bahçe olduğunu haber veren bir hadisi sebebiyle hücreisaadet ile minber arası tertemiz gül bahçesi anlamında Ravza-i Mutahhara ismini almıştır.

Örnek: Enes bin Malik, Hz. Peygamber'in vefatıyla ilgili Resulullah Medine'ye girdiği gün her şey aydınlanmıştı. O, Medine'de vefat ettiği gün ise her şey karanlığa gömüldü. demiştir. Ümmü Seleme (ra) ise Kazma seslerini duyuncaya kadar Allah Resulü'nün öldüğünü kabul edememiştim. sözleriyle üzüntüsünü ortaya koymuştur.

←
Önceki
Veda Haccı ve Veda Hutbesi
Sonraki
Hz. Peygamber'in Örnek Oluşu: İbadet ve Sosyal Hayat
→